Tarihe Kazınmış Aşk Mektupları

Tarihe ismini yazan kişilerin de aşk hayatları vardı elbette. Daha önce de dediğimiz gibi, yalnızlık Allah’a mahsustur. Tarihin tozlu sayfalarının arasında bulunan aşk mektuplarının bugünün e-posta ile yazılan aşk mektuplarından daha da değerli olduğunu her ne kadar düşünmesek de bir kağıdı elinize alıp ne kadar zamandır hislerinizi dökmediğinizi düşünmek de size kalmış. Tarihi tozlu sayfalarından derlenen ve savaşlar ile, müzik ile, edebiyat ile size ulaşan kişilerin bir de yüreğinin derinliklerinde neler sakladığını görün istedik. İşte ünlü isimlerin aşk mektupları

Hürrem Sultan’dan Kanuniye Aşk Mektupları

hürrem sultan

Hazret-i Sultanım,
Yüzümü yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden ayırt edemeyen,özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun’dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah
ve feryadım dinmeyip ayrılığından (öyle) bir halim var ki Hak kafir olankullarına dahi vermesin. Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Hak en çok bilenlerin bilenidir ki bu gidişle, rahat yüzü görmeyip gece sabaha dek, sabahtan geceye dek bidüziye ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup, dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim.

Zar eyleyip ağlayıp inleyerek gözüm kapıları gözlerken o eşi ve benzeri olmayan alemlerin Rabbi, aleme acıyan Allah, bütün aleme yardım edip, fetih haberini yetişti ve işitince Hak biliyor ki benim padişahım, benim sultanım, ölmüş idim taze can bağışladı. Yüce Allah’a bin şükürler, o yüce kapısına varılıp şenlikler mutluluklar oldu. Bütün alem karanlıklar içinden çıkıp
Hakkın esirgeyiciliğine daldılar Allah’a şükürler olsun, minnet o Hüda’ya. Daima benim sultanım, benim padişahım, dünya ve ahiret sultanı dayanağım, dünyaya baktığım iki gözümün ışığı, sermayesi, şahım sultanım, gazalar edip düşmanları toprak olup memleketler alıp yedi iklim zapptedesin. İnsan ve cin emrinize boyun eğip her bela ve kazadan Hak saklayıp kutsal kalbinden geçen her muradını kolay ede. Yardımcın olan Hızır İlyas arkanda olsun. Bütün emriler peygamberler üzerinizde hazır ve nazır ola. Bütün dünya mutlu gölgenizde hoşça yaşayıp mutlu ve gülen olalar.

Napoleon Bonaparte’tan Josephin’e Paris’e Aşk Mektupları

Napoleon Bonaparte

Bir tek günüm bile geçmedi yüreğimde senin sevgin olmadan, bir tek gecem bile geçmedi seni kollarımla sarıp sarmalamadığım, beni yaşamımın ruhundan uzaklaştıran zafer ve tutkuya lanet etmeksizin bir tek fincan çay bile yudumladım. İş güçle meşgulken, orduları komuta ederken, savaş meydanlarını aşarken, benim tapılası Josephinem, hep kalbimin tahtında oturuyor, zihnimi meşgul ediyor, düşüncelerimi alıp uzaklara götürüyorsun. Senden, Rhöne’un suları kadar hızlı ayrılmamın nedeni seni en kısa zamanda yeniden görmek isteyişimdir. Eğer gece yarıları çalışmak için kalkıyorsam bunu benim tatlı sevgilim belki birkaç gün önce gelir diye yapıyorum, ama sen 23-26 Ventöse tarihli mektubunda bana “siz” diye hitap ediyorsun.Sensin “siz”! Ah, kötü
kız! Nasıl yazabildin böyle bir mektubu? Ne kadar da soğuktu!

Siz! Siz! Ah! Bu onbeş gün nelere gebe?… Ruhum üzgün, yüreğim köle, hayalgücüm beni korkutmakta. Beni fazla sevmiyorsun.. Ve belki de bir gün gelecek beni hiç sevmeyeceksin, bunu şöyle bana, hiç değilse acıları hak etmiş olurum. Sevdiğim, çekindiğim, içimde beni doğa’ya çağıran tatlı duygular, yıldırım gibi beni ateşleyen hayatımın kadını, acısı, tatlısı, umudu ve ruhu, hoşça kal! Senden ne bitimsiz bir aşk istiyorum, ne bağlılık, yalnızca gerçeği, uçsuz bir açıkyüreklilik istiyorum senden. “Seni eskisi gibi sevmiyorum” diyeceğin gün akşamın ya da yaşamımın son günü olacak.
Hoşça kal!

Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye Aşk Mektupları

Victor Hugo

Bu, zulmet ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz,Juliette’im.
Sevgi istedim, verdiniz, teşekkürler! Gizlendiğim yerlerde, sürekli tetikte beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda, parmaklarınızda titreşen anahtarların sesini işittiğimde o kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu. Çatışmanın kesildiği demlerde yanıbaşımda olduğunuz o korkunç ama bir o kadar da tatlı saatleri asla unutamamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski şeyleri, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz o soğuk tavuğu ömrümüzce unutmayalım; tatlı s ohbetlerimizi, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım. Beni sakin gördüğünüze şaşırmıştınız. Bu durgunluk nereden geliyor biliyor musunuz?
Sizden…

Franz Kafka’dan, Milena’ya Aşk Mektupları

Franz Kafka'dan Milene'ya Mektuplar

Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.

En şaşırtıcı olan bana gelme isteğin. Yanıma inersen kör olursun, batarsın dibe. Sen başını dik tutmak için çırpınacaksın. Gücünü sonuna kadar kullanıp parçalanırsın ve yok olursun. Benim olduğum yerde ne mutluluk ne de iyilik var. Oraya bırakılmışım ve senin yurdunun savaş öncesi bunaklarına dönmüşüm.

Yeryüzünde tam olarak bildiğimiz şeyler çok azdır ama şunu iyi biliyoruz ki ikimizde: “biz hiçbir zaman birlikte olamayacağız” . Yarın yataktan kalkamayacağımı bildiğim gibi. Bu kalkma işi insan iradesinin de üstüne çıkıyor galiba.

Frida Kahlo’dan, Diego Rivera’ya Aşk Mektupları

Frida Kahlo'dan, Diego Rivera'ya Aşk Mektupları

Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, hiçbir şey gözlerinin altın-yeşili gibi değil. Vücudum günlerdir seninle dolu. Sen gecenin aynasısın. Şiddetli bir şimşek çakışı. Toprağın nemi. Koltuk altlarının oyuğu benim sığınağım. Parmaklarım kanına değiyor. Tüm sevincim çiçek çeşmenden fışkıran hayatı hissetmek ve sana ait tüm sinir yollarımı bununla doldurmak.

Sen sayıların tüm kombinasyonlarısın. Hayat. Dileğim çizgileri şekilleri tonları hareketi anlamak. Sen gerçekleştiriyorsun ve ben alıyorum. Sözün boşlukta seyahat edip benim yıldızlarım olan hücrelerime ulaşıyor, sonra senin hücrelerine gidiyor ki onlar da benim ışığım.

Honor De Balzac’dan, Madame De Berny’e Aşk Mektupları

Honor De Balzac

Mutsuzsunuz, biliyorum bunu. Oysa ruhunuzda sizin bilmediğiniz ve sizi hala ya­şama bağlayabilecek zenginlikler var.

Karşıma çıktığınızda, mutsuzluğu yüreğinden kaynaklanan bütün insanlardaki o çekicilik vardı üstünüzde. Ben acı çekenleri peşinen severim. Böylece melankoliniz be­nim için büyülü bir güzellik, mutsuzluklarınız benim için bir çekicilik haline geldi ve bütün düşüncelerim ruhunuzun hoşluklarını gösterdiğiniz andan başlayarak bendeki sizinle ilgili tatlı anılara bağlanıverdi elimde olmadan.

Hoşça kalın Madam. Buraya mektupları bitiren sıradan sözler yerine, bu yere ben ruhumu koyuyorum bütünüyle, lekesiz bir ruh, kusursuz bir ruh, kabul edilebilecek en saf armağanlardan biri olarak size sunmaya cüret ettiğim bir ruh. Hoşça kalın.

Ahmed Arif’den, Leyla Erbil’e Aşk Mektupları

Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel…

Gözlerimi öptüğün bir gerçek mi? Onların dudaklarına layık olması için, ne yapayım bilmem ki, korkunç azaptayım. Öylesine, hülya, kutsal ve uzaksın ki…Allah kahretsin beni.

Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum.

Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş… hepsi. En çok da en ilk de Leylasın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum.

Üşüyorum kapama gözlerini.

Nazım Hikmet’ten, Piraye’ye Aşk Mektupları

Sen meğerse nasıl her şeyimmişsin benim…Seni sevmek benim içimde, toprağı, suyu, güneşi, hayatı ve fikri sevmekle birbirine karıştı. Sen ciğerlerimdeki nefes, gözlerimdeki ışık, kalbimdeki çarpıntı ve beynimdeki düşünce gibisin. Neyi düşünürsem seni düşünüyorum. Neyi görsem seni görüyorum.

Sana benim yazmak isteyip de bir türlü düsturlaştıramadığım en güzel hisleri, en kuvvetli fakat en feci şekilde sen mektubunun sonuna yazmışsın: Sen olmasan ben ölürdüm, diyorsun…Ben de öyle bir tanem. Ve bu böyle olduğu, birbirimizi bu kadar, yaşamanın manası olacak kadar sevdiğimiz için, her şeye rağmen, yaşamaya en çok hakkı olan iki insanız…Ve son nefesimize kadar, bütün dertlerimize, ızdıraplarımıza rağmen, tam manasıyla yaşamanın ne olduğunu anlamış iki insan saadetiyle birbirimize kopmaz bağımızı her gün her saat biraz daha kuvvetle öreceğiz, düğümleyeceğiz…Sen olmasan ben yaşamayacaktım, karıcığım…

Ludwig Van Beethoven’ın Ölümsüz Aşkım Dediği Kimliği Bilinmeyen Kişiye Aşk Mektupları

Meleğim, benliğim… Neden böyle derin bir keder… İhtiyaçlar söz konusu olduğunda – aşkımız fedakârlık etmeden, birbirimizden bir şey beklemeden ayakta kalabilir mi? Senin tam anlamıyla bana ait olmadığın, benim tam anlamıyla sana ait olmadığım gerçeğini değiştirebilir misin?
– Ah tanrım, onun güzelliğindeki tabiata bir bak ve olması gerekene bırak yüreğini –
Aşk her şeyi talep eder, haklı olarak… Yakında görüşeceğimize hiç şüphe yok; ve bugün, son zamanlarda hayatım hakkında kafamda dolanan düşünceleri sana açacak kadar zamanım yok – eğer kalplerimiz daima bir bütün olsaydı, kesinlikle böyle şeyler düşünmezdim. Kalbim sana söylemek istediğim birçok şey ile dolup taşıyor – ah- bazen o konuşmanın noksan olacağını düşünüyorum – Neşelen- ve daima benim sadık biriciğim, benim ol ve ben de senin olayım.
Tanrılar kaderimizde yazanı gerçek kılsın
– senin sadık Ludwig’in.

Nasıl bir hayat bu!!! Şu an olduğu gibi!!! Sensiz – orada burada karşılaştığım iyi niyetlerle dolu bir hayat – hak etmeyi umduğum kadar hak ettiğim iyi niyet – bir insanın diğerine hürmeti- bana acı veriyor – ve kendimi evrenin tam ortasına yerleştirdiğimde, ben neyim ve o adam kim- bazılarının en büyük adamlarından biri diye adlandırdığı -ve buna rağmen- diğer yandan bu adamda ilahi bir element var…
Beni ne kadar seviyor olursan ol – benim sana olan aşkım daha fazla, ama kendini benden asla gizleme -iyi geceler-
Ulu tanrım- çok yakın!
Çok uzak!
Bizim aşkımız cennette bulunabilir ancak ve bunun da ötesinde cennetin gök kubbesine ilişiktir –

Yataktayken dahi seni düşünürken buluyorum kendimi, benim ölümsüz sevgilim, zaman zaman neşeyle, zaman zaman kederle kaderin duamızı duyup duymayacağını öğrenmek için bekliyorum… – seninle yaşayacağım ya da seni bir daha asla görmeyeceğim hayatla yüzleşmek için – Ah tanrım, neden bir kimse çok sevdiğinden ayrı olmak zorundadır?
Şu an V’deki (Viena) hayatım içler acısı…
Senin aşkın beni ölümlüler arasındaki en mutlu ve en mutsuzu kıldı.

Sakin ol; ancak sakin kalarak birlikte yaşama amacımızı gerçekleştirebiliriz – sakin ol- beni sev- bugün- yarın- ne göz yaşartan bir özlem senin için bu – senin için – hayatım için- her şey için- bütün iyi dileklerim seninle- ah, beni sevmeye devam et- aşığının sahip olduğu bu yüreği yabana atma.
Daima senin,
daima benim,
daima bizim.

 

Aradığınız aşk bir mesaj uzakta sizi bekliyor…